Banu Uçak

Mimar, Editör, Danışman

Aslında Gönlümüz Zengin(mi?)

Mauerpark bit pazarından fotojenik bir köşe, fotoğraf: Banu Uçak

Hemşirem Begüm, artık bir Berliner. Geçen hafta birkaç günlüğüne İstanbul’daydı. Kardeşime özlemim medeniyet hasretine karıştı, laf lafı açtı.

Begüm, evdeki kanepesini satıp yeni bir kanepe almayı düşünüyormuş. Kim alır senin kanepeni dedim, burada olsa eskici üç kuruş vermez. Almanya’daki ikinci el kültürünün vardığı boyutu anlattığında ise şaşırdım kaldım. İnsanların ömrünü doldurmamış tek kaşığı dahi sattıklarını, hiçbir şeyi israf etmediklerini, bunun bir yaşam biçimi olduğunu uzun uzun anlattı. Gelir düzeyi bağımsız, hemen herkesin, evini ikinci el eşyalarla döşediğini, işlevini sürdüren herhangi birşeyin tedahülden kesinlikle kalkmadığını şaşkınlıkla dinledim. Yıllarca yabancı arkadaşlarımın manavların, karpuzcuların önünde şaşkınlık ve hayranlıkla meyve, sebzeleri izlediklerini görmüş, bizde karpuzların dilimle değil, kesmece satıldığını gururla anlatmıştım. O zaman bu durumu israfa değil, bolluğa yormuştum. Herkesin sadece kendi yiyeceği kadar satın aldığı, her kazandığı kuruşun hem bedelini eksiksiz çalışarak ödediği, hem de karşılığını eksiksiz beklediği, emeğinin karşılığını da asla ziyan etmediği kusursuz bir sistemin varlığından 36 yaşımda Berlin’i dinlerken haberdar oldum. Begüm’ün üye olduğu mail gruplarına bir kişilik fazla yemek yaptım isteyen var mı, iki avokadodan biri fazla gibi mesajlar bile düşmesinin ülkeye hem maddi, hem de manevi karşılığı var.

Gayrisafi yurtiçi hasılası 3,9 trilyon dolar olan Almanya dünyanın dördüncü büyük ekonomisi. Türkiye ise aynı listede 18. sırada 799,5 milyar dolar GSYH ile Almanya’nın 5’de 1’i büyüklüğe sahip. Yani bireysel kazancımız ne olursa olsun, ülkenin eski eşyaları atıp, yenisini alacak, her çıkan yeni model telefonu kullanacak parası aslında yok. Yaşadığımız suni bolluk, hatta müsriflik zenginlik değil aksine fakirlik, bir parça da görgüsüzlük alameti. Muhtemelen battı balık yan gider diyerek, anın tadını çıkartmaya çalışıyoruz. Hepimiz en iyi ihtimalle birkaç ay, ama çoğunlukla yıllar sonrasının parasını harcıyoruz.

En son Almanya seyahatimde küçük bir kasabada bir esnaf; “Türkiye’de kredi kartına taksit diye birşey varmış, doğru mu?” diye sormuş, bunun bir mit olduğunu söylememi beklerken doğrulayınca çok şaşırmıştı. Herhalde bugün doğan Yunanlı bebekleri önümüzdeki otuz yıl için hali hazırda borçlandırmış sistemin afyonu biraz da bu taksit mekanizması.

Tüm bunları düşünürken Moda sokaklarında, çöpe atılmış sapasağlam dolaplar beni karşıladı.

Yine ve hep söylüyorum; bir acayipsin Türkiyem