Banu Uçak

Mimar, Editör, Danışman

Her Şey Aslına Rücu Ediyor

Kalkan, aslında küçük bir kasaba. Likyalıların kadim medeniyeti, çorak topraklarına sinmiş, hala onlardan kalma 3000 yıllık kanalizasyon sistemlerinin, zenginlik ve keyfe düşkün hayatlarının izi dikkatli bakanlara aşikar. Patara, Xantos gibi antik kentlerle çevrili, denizi, suyu, havası mis gibi bir saklı köşe burası.

Artık Kalkan, neredeyse pasaportsuz girilmeyecek kadar bir İngiliz köyü haline gelmiş, neredeyse Kalkanshire olmuş. İngilizlerin ilgisine ve yatırımına mazhar olmanın bedeli olarak, biz Türkler için artık her zamankinden çok ve manasızca pahalı. Bizim burada bir baba evimiz var, yıllardır gel(e)mediğim. Yılın bu vakitlerinde tatil yapmak mümkün değildi. Tabii gerçek tatilin Ege sahillerinde ancak bu günlerde mümkün olduğunu geç de olsa anladım. Bu yıl bu eve dönmek, yaza burada veda edip, dinlenmek, yeni hayatıma hazırlanmak nasip oldu.

Kalkan’ın küçük merkezinde yüzün üzerinde restoran var. Denizin kıyısında, çıplak gözle yüzlerce balığı görebileceğin, Caretta Carettalara yuva olabilecek kadar temiz bir kıyıda taze balık bulunmaması nasıl açıklanabilir bilemiyorum. Elini uzatsan erebileceğin kadar yakın komşu kıyısı Meis’te sahil, gerdanlık gibi tavernalarla, tazecik balık ve mezelerle doluyken Kalkan’da donmuş, soslu somon servis edilmesi nerdeyse doğaüstü bir mucize sayılabilir. Garsonlar da kont gibi İngiliz aksanlarıyla, davetkar olmaktan uzak bir samimiyetsizlikle müşterilerine hizmet veriyorlar. Ama Kalkan’ın hakkını yemeyeyim, yiyecek-içecek kültürü dışında esnafı oldukça tatlı insanlardan oluşuyor. İklimin, dertsiz hayatın ve (İngilizler sayesinde) görece daha az geçim sıkıntısı içinde olmanın etkisiyle, alçak sesle konuşan, güler yüzlü, iyi niyetli insanlar.

Kalkan’ın taze balık üretmeyen denizi (temsili)

Yeni hayatımda kazandığım paraya kıymet vermem gerektiğini telkin ediyorum kendime. Bu yüzden kendime küçük bir bozuk para cüzdanı edindim. İnsan kendi emeğine kıymet vermeli, parasının hesabını bilmeli diyen bir dostumun sözünü dinledim. Ancak bu yeni yaklaşımımı tam olarak içselleştiremediğimden, bozuk paralarımı saymanın mutluluğuyla, taksiden inerken içinde yüklü bir miktar para, tüm kredi kartlarım ve kimliklerimin olduğu cüzdanımı ödeme yapmaya çalıştığım yerde bıraktığımı fark etmedim. Ve tam 24 saat sonra cüzdanımı kaybettiğimi kavradığımda, tatlı bir taksi şöförü evime kadar eksiksiz getirdi bana tüm eşyalarımı.

Bu kahraman şoför, Ali bey; bir gün önce yolda bana uzun uzun ve gururla İstanbul’da okuyan oğlunun, sınavla nasıl Henkel’e girdiğini anlattı. Henkel’in ne kadar büyük bir firma olduğunu bilmeyen Ali bey, oğlunun sigortasının tam yapılması ve öğle yemeğinin de şirket tarafından karşılanmasından çok memnun olduğunu anlattı gururla. Oğlunun küçük kasabadan şehir hayatına başarılı bir geçiş yapmasından memnundu. Tabii o başarılı gencin tüm hayatını aslında sonunda böyle bir kasabada bir yaşam kurmak için çalışarak geçireceğini, uzaklaşmak için uğraştığı hayatın geri dönülmesi imkansız bir serap gibi peşinden geleceğini bilemezdi. Sevgiyle gururuna ortak olmuştum, ben de gönül gözümle kendisini görmemin mükafatını bir gün sonra alacağımı bilemezdim.

Tüm ergenliğim boyunca yazlarımızı geçirdiğimiz Şile’de orman içindeki yazlığımızda, yalnızlıktan şikayet edip, kendimi rapunzel gibi kuleye kapatılmış hissederken gün gelip o evde, o ormanda huzuru arayacağımı da hiç düşünmemiştim. Ergenlik, gençlik ve hayat kavgası hep aileden uzaklaşmayı, kendi ayaklarının üzerinde durmayı, kalabalıklarla mutlu olmayı yüceltiyor. Ve hayat kendi kreşendosunu yaptıktan sonra yine döne dolaşa baba evinin kuytusuna, duygusuna, sadeliğe, masumiyete doğru akıyor bir kez daha, kendi kusursuz çemberini tamamlayarak. Zamanın doğrusal olmayışı, bilimsel olduğu kadar insanoğlunun kalbinin taa ortasına kazınmış duygusal bir gerçek değildir de nedir?

Yazının ana fikri nedir diye sorarsanız; masumiyet arayışının, kaybolan çocukluğa yakılan ağıtın en güzel örneği Cinema Paradiso’ nun son sahnesini izlemenizi öneririm…

https://www.youtube.com/watch?v=PjtJkBUVFVY


Also published on Medium.