Banu Uçak

Mimar, Editör, Danışman

Hikayeler Şehri İstanbul

Bugün kuzeyli steril bir ülkenin, refah içinde, kayıtsız mimar ve mühendislerinden oluşan bir gruba ülkemin ikiyüz yıllık tarihinin kent üzerinde bıraktığı izleri anlatmaya çalıştım. Doğu ile Batı’yı ayıranın sadece İstanbul boğazı olmadığını, o ince suyun ruhlarımızı, bedenlerimizi de ikiye böldüğünü ve bir kısım şanssız bilinçli ruhun hep içten içe bu kesiğin sızısını duyduğunu ne kadar hissettiler bilemiyorum. Onları iştahlandıran inşaat atılımı ile sonuçlanan “kentsel dönüşüm” ün bu toprakların ne kadar eski bir şarkısı olduğuna şaşırdılar. Sayelerinde ben de turistik görünen İstanbul rotasının ne kadar büyülü olduğunu bir kez daha hatırladım. Sirkeci’nin karmaşasını, uzaktan Süleymaniye’nin zarif heybetini, çürümüşle görkemlinin iç içe geçtiği sokakları, masal şatosu gibi birden karşıma çıkan Galata kulesini, İstiklal caddesi’nin tekinsiz kuytularını, Madam Katya’nın şapkalarını, Mısır apartmanının merdivenlerini, er meydanı Taksim’i ne kadar özlemişim. Batı’nın gözünden doğuyu, doğulunun batılılaşma tutkusunu, masumiyetin, kalpazanlıkla buluşmasını, ahlaksızlığın içindeki erdemi, en büyük umutları, hayat söndüren umutsuzlukları hissetmek için hala İstanbul biricik. Ve bilmenin en güzel yolu anlatmak. Ben hep hikayeleri çok sevdim, bu yüzden İstanbul hala benim şehrim…


Also published on Medium.