Yalın Mimarlık tarafından tasarlanan Troya Müzesi’nin bahçesinde, ulu bir meşe ağacının altında Bengü Cennet Coşkun ve Ömer Selçuk Baz’la buluştuk. Troya’nın anlatıları üzerine, o anlatıların izlerini taşıyan coğrafyanın içinde konuşmak, Yalın Şeyler’le kurmayı hayal ettiğim tartışma ortamının en keyifli karşılıklarından biriydi.
Moderasyonunu üstlendiğim söyleşide, Bengü’nün mitolojiye bakışıyla Selçuk’un müzenin tasarımına ilişkin düşünceleri yan yana geldi. Troya’nın Homeros destanlarından bugüne uzanan etkisini, hafızanın mekânla ilişkisini ve mimarlığın bir anlatıyı nasıl taşıyabileceğini konuştuk.
Kitapta Troya Müzesi’ni farklı kavramlar üzerinden yeniden ele almıştım. Bu kez müzenin mimarıyla, mitolojiyi başka bir disiplinin içinden okuyan Bengü’yle ve katılımcılarla birlikte, o kavramları yapının bulunduğu yerde tartışabildik. Müzenin bahçesi ve çevremizdeki coğrafya da konuşmanın bir parçası oldu.
Kalebodur’un desteğiyle gerçekleşen 3–4 Haziran Çanakkale programında, Troya Antik Kenti’ni Rüstem Aslan’ın, Troya Müzesi’ni ise Selçuk’un rehberliğinde gezdik. Troya Müzesi’nde Heval Zeliha Yüksel küratörlüğünde hazırlanan Yalın Şeyler Çanakkale sergisi, ofisin çalışma sürecini görünür kılarak bu buluşmaya eşlik etti.
Birbirimizden öğrendiğimiz, birlikte düşündüğümüz ve bolca güldüğümüz bu söyleşi, mimarlığın farklı alanlarla kurduğu ilişkileri konuşmanın ne kadar besleyici olabileceğini yeniden hatırlattı. Bengü’ye, Selçuk’a, koordinasyonu üstlenen Sibel Keyvan’a, destekçimiz Kalebodur’a ve bizimle birlikte olan herkese teşekkür ederim.